TEKEL İşçilerinin Direnişi…

0 0
Read Time:3 Minute, 32 Second

6761b4685dM. Can YÜCE / TEKEL işçilerinin direnişi 50. gününe girdi. 4 Şubatta gerçekleşecek Genel Grev-Eylem ile yeni bir noktaya geçeceği kesin gibidir. İşsizlik, özelleştirme ile birlikte kazanılan hakların gasp edilmesi karşısında direnişe geçen TEKEL işçileri, sergiledikleri kesin kararlılık ve inatla, ekonomik ve sosyal hak mücadelelerini, Türkiye siyasal gündeminin en önemli maddelerinden biri haline getirdiler. Gelinen noktada bu direniş, doğrudan hükümeti ilgilendiren ve onun tutumunu etkileyen bir politik konu haline geldi.

Yine bu direniş, demokrasi ve işçi düşmanı kimliği çok net olan CHP ve MHP’nin, bu eksendeki çevrelerin de “ilgisine mazhar” olmuş ve böylece politik etkisini bir de bu yönüyle ortaya koymuştur. Burada hemen bir noktanın altını çizmekte yarar var:

CHP ve MHP ile bu eksendeki çevrelerin TEKEL direnişine ilgi göstermeleri, eylemdeki işçileri ziyaret etmeleri, destek beyanlarında bulunmaları, anılan direnişin haklılığını ve meşruiyetini gölgeleyemez. Bu anılan çevrelerin, sahte yaklaşımlarla bu direnişin politik etkilerini kullanmaya çalışmaları, yine anılan direnişin haklılığını ve meşruiyetini gölgeleyemez. Bu düzeyde gerçek veya sahte ilgilerin merkezi olmak, sadece o direnişin haklılığını, meşruiyetini ve politik-toplumsal etkisini gösterir.

TEKEL direnişi, sendika yönetimlerini, onların uzlaşmacı ve derinişin önünü kesen yaklaşımlarını aşan nitelikler de kazandı. Bu çok önemli… Aslında 4 Şubat günü gerçekleşecek Genel Eylem-Grev kararı da bu gerçekliğin en somut göstergesidir. TEKEL işçilerinin kararlı, özverili ve cesaretli direnişi olmasaydı, böyle bir kararın alınması mümkün olmayacaktı. Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, Türkiye Kamusen, KESK ve geniş bir toplumsal kesimin desteklediği 4 Şubat Genel Grevi, vurguladığımız politik itilimin, etkinin bir sonucudur.

Hükümeti sıkıştıran, belli tavizler vermeye zorlayan TEKEL işçilerinin direnişi, bir bakıma kendisini de aşan bir nitelik ve konum kazanmıştır. Bir hak mücadelesi olarak başlayan, gerçek hedefleri hala bu olan bu direnişin önemli sendikal, toplumsal ve politik sonuçlar doğurması, kendilerinin de, en azından başlangıçta, bekledikleri bir durum değildi. Başlangıç noktasıyla gelinen nokta arasındaki bu belirgin fark, direnişçi işçilerin politik, sendikal ve toplumsal bilinçlerinde, kendilerine ve geleceğe bakışlarında önemli bir deneyim, “değiştiren” ve öğreten bir süreç olmuştur.

Birlikte, örgütlü, kararlı bir mücadele, her aşamasında kendisinin söz ve karar sahibi olduğu bir mücadele süreciyle “başarı”, sonuç alıcı veya etki yaratacak güç etkenleri arasındaki doğrudan ilişki ve bunun kapsamı bir kez daha kanıtlanmıştır. Başka bir ifadeyle, direnişi, direnişte kararlılık ve cesareti, sonuna kadar gitme gücünü koşullayan ve besleyen “Taban inisiyatifinin” kendisi olmuştur. En genel anlamda “Taban inisiyatifi” sürece damgasını vuran en temel itici güç olmuştur. Öyle olmasaydı TEKEL işçilerinin direnişlerini bu düzeye taşımaları mümkün olmazdı. Birlik, dayanışma, ama bunların da harcı olan her direnişçi işçinin her aşamada söz ve karar sahibi olması, bunu gerçekte uygulamaları direnişin büyümesinde ve kararlı bir biçimde sürdürülmesinde, sendika bürokrasisinin engelleyici ve iç boşaltıcı çabalarını aşmada en temel etken olmuştur.

Bu direnişin en önemli derslerinde biri budur. Ortaya bir “program”, hedef ve amaç koymak, kuşkusuz çok önemli, hatta olmazsa olmaz nitelikte önemlidir. Bu, eylemin, direnişin yönünü ve niteliklerini belirler. Ama bunun tek başına yetmediği de çok açıktır. Direnişin birliği, işçilerin dayanışması ve ortak yürüyüşü de aynı düzeyde vazgeçilmez etkenlerdir. Ama bütün bu etkenlere ruh ve can katan, katacak olan, sürekliliğini sağlayan, kararlılık ve cesareti besleyen en temel unsur, işçilerin doğrudan inisiyatifi, her düzeyde ve aşamada, kendilerinin ve direnişin kaderi üzerinde söz ve karar sahibi olmalarıdır. Sendika bürokrasisi ve diğer engelleri aşmalarının en temel gücü de budur. Direnişin gücünün yaratılması ve geliştirilmesi, yine bu bağlamda olmuştur. Ortaya çıkan gücün, bundan sonra da bu tarzda ve “doğrudan taban inisiyatifinde” “yönetilmesi”, başarıda, başarının süreklileştirilmesinde en temel etkenlerden biridir.

Hiç kuşkusuz bu durumun ve onun bilincinin kavranması ve kalıcılaştırılması önemlidir ki, bunu, salt bir direniş ve onun deneyimleriyle başarmak mümkün değildir. Öyle de olsa bu direnişin bu dersinin bilince çıkarılması, bugüne dek ortaya çıkan deneyimlerin, bir de bu deneyim ışığında incelenmesi ve tartışılması gerekir. Bu deneyimde “Taban inisiyatifi” belki de önceden ulaşılmış bir bilincin değil, belli zorunlulukların bir sonucu olmuştur. Öyle de olsa bu zorunlulukların bilincini oluşturmak, kendi yaşamı ve geleceği, eylem ve direnişi üzerinde doğrudan söz sahibi olmak, bunun gerçek anlamda işleyen araçlarını geliştirmek, işçi ve toplumsal hareket açısından, onun geleceği açısından çok önemlidir. Gelecek hakkında sözü olan sınıf ve toplumsal kesimlerin bu durumu ıskalamaları mümkün değildir. Günlük başarı kadar gelecek projesinin bugünden hayata geçirilmesi açısından da bu, olmazsa olmaz bir zorunluluk olmaktadır. İşleyen “İşçi Demokrasisi” budur; önemli olan bunu yaşayan bir bilince ve yaşam tarzına dönüştürebilmektir.

Gücün kendisi ve geleceği kazanmanın sırrı burada gizlidir…

                                                                                                                                 2 Şubat 2010

                                                                                                                                

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %