1 Mayıs üzerine “riskli” bir yazı – Yüksel Akkaya

0 0
Read Time:5 Minute, 28 Second

"Genellikle" olmasa bile "zaman zaman" hem akademik hem de sol cenah babında gelenek dışı düşünmeye çalışmam "yadırganmaktadır". Bunun farkındayım. Ancak, gecekondu "meselesinde" olduğu gibi 1 Mayıs "meselesinde" de Türkiye soluna eleştirel bakmanın "gerekli" ve "zorunlu" olduğunu düşünüyorum.

"Devrimci 1 Mayıs Platformu"nun deklarasyonu, ne yazık ki, beni hem emek tarihi hem de 1 Mayıs tarihi açısından bir kez daha "marjinal" olmaya zorluyor (Kızıl Bayrak gazetesine yazdığım yazılar genellikle arkadaşların talep ettiği konular üzerine idi. Bu hafta beni "serbest" bıraktılar! Ben de fırsattan istifade böyle bir yazı yazıyorum. Parantez içi bir parantez not, ciddiyet ve sorumluluk asık suratlı olmayı zorunlu kılmıyor, ama "muziplik" ölçüsünde bir "espiriye" hoşgörülü bakmayı "gerekli kılıyor, benim bu "muzip" ama "hoşgörü" talebi içeren düşüncelerimi de lütfen böyle kabul edin. Zira, dünyanın en muzip, en neşeli insanları mutlaka devrimcidir, değilse devrimci olmak zorundadır!)

"1 Mayıs nedir?" sorusunu sorduğumuzda alınacak yanıtlar az çok bellidir. Ne yazık ki "Devrimci 1 Mayıs Platformu" devrimci bir 1 Mayıs talebinde bulunmuyor, radikal bir 1 Mayıs talebi ile yetiniyor. Zira, deklarasyon Taksim'e odaklanmışken, tam da devrimci ruha en uygun düşen bir şeyi es geçiyor: 1 Mayıs'ı işçilerin, emekçilerin tatil günü olarak talep etmeyi hiç ama hiç gündemine almıyor! Olacak şey değil. Daha 1923 yılındaki İzmir İktisat Kongresi'nde 1 Mayıs'ın tatil olmasını isteyen işçilerden daha geriye düşmüş durumda "devrimci" platform! Zira, devrimciliği, daha radikal, daha anlamlı bir talep olan 1 Mayıs'ın tatil olması isteği yerine, kuşkusuz bir simge, bir zafer olarak, Taksim'e çıkmakla yetinmiştir. Taksim'e her yıl gidilip 1 Mayıs kutlansa emekçilerin, işçi sınıfının kazancı ne olacaktır? Sadece Taksim'de 1 Mayıs kutlamak! Ancak yüzyılı aşan 1 Mayıs tarihi, 1 Mayıs'ı devrimcilik açısından bu kadar dar alana sıkıştırmayacak kadar daha görkemlidir. Bu nedenle 1 Mayıs'ı devrimci kılmak isteyenler Taksim talebi dışında, daha devrimci talepler ile ortaya çıkmak zorundadır. Daha devrimci taleplerin ne olduğu ise, başlangıcından günümüze 1 Mayıs tarihine bakıldığında görülür.

Devrimci gelenek çerçevesinde ileriye taşıyacak bir eleştiri olarak kabul edilmek dileği ile abartarak bir devrimci 1 Mayıs isteyeceksek, yapacağımız en önemli şey, Taksim meydanına çıkmak değil, tersine hiçbir meydana çıkılmasa bile 1 Mayıs'ı mevcut iktidarlara sınıf mücadelesinin bir "bayram", bir "tatil" günü olarak kabul ettirmektir, dünden kalan o görkemli olduğu kadar ihanet dolu 1 Mayıslar adına.

Ne yazık ki yüzyılı aşkın geleneği ve tarihine rağmen 1 Mayıs ülkemizde anlaşılmamış bulunmaktadır. Adeta bir saplantıya dönüşen Taksim'e çıkmak 1 Mayıs ruhunu ve özünü boşaltmaktadır. Öyle olduğu için "Devrimci 1 Mayıs Platformu" devrimci deklarasyonunda, 12 Eylül'ün karşı devrimine karşı yeniden 1 Mayıs'ı "tatil" olarak talep etmeyi unutmaktadır adeta. Ne yazık ki bu unutuş, Taksim'e çıkışı ne kadar radikal olarak talep ederse etsin, onları devrimci kılmaz. Taksim'e çıkalım talebi devrimci olmak için yeterli olacaksa ve devrimciliğin önemli kriterlerinden biri olarak kabul edilecekse, nice zamandır bu platformdaki arkadaşlara gönül vermiş bir yoldaşları olarak benim söyleyecek tek sözüm vardır: Ben devrimci değilim (ki, hayatım boyunca bu sıfatı kendime vermekten kaçındım, böyle bir yanım varsa onu başkaları söylemeli, takdir etmeli. Zira, devrimciyim demekle devrimci olunmuyor. Onu haketmek gerekiyor.)!

Peki, 1 Mayıs'ı tatil günü olarak talep etmek ve bu uğurda mücadele etmek devrimcilik için yeterli midir? Elbette ki hayır! Ancak, zaman ve mekana bağlı strateji ve taktikler açısından bakıldığında, bazen "an" çok geri bir talebi devrimci klabilir. Türkiye'deki bu "an" Taksim'e çıkmak isteğinden çok, 1 Mayıs'ı tatil olarak kabul ettirmeyi daha devrimci kılıyor, kuşkusuz bana göre. Zira, Taksim'e çıkmak da bir güvendir. Önemlidir. Ancak, daha kalıcı olan ve belirleyici olan güven açısından bir yasa olarak 1 Mayıs'ı tatil kabul ettirmektir.

Taksim'e çıkmak mı, 1 Mayıs'ı tatil olarak kabul ettirmek mi ikilemi değil buradaki devrimcilik sorgusu. Buradaki "sorgu" daha kalıcı bir talebin "deklarasyonun" içinde kendisine yer bulmaması. Zira, hem Taksim'e çıkmak hem de 1 Mayıs'ı talep etmek devrimci bir talep olabilir. Yoksa, tek başına Taksim'e çıkmak değil. Ne yazık ki, devrimci bir platformu bile 1 Mayıs'ı tatil olarak talep edemeyişi oldukça önemlidir. Bu nedenle üzerinde ciddiyetle durulması gerekir. Bizim de devrimcilik adına sormaya çalıştığımız, "radikal" bir şekilde dikkatleri çekmek istediğimiz mesele budur. Hele, 1934 yılında Nazi Almanyası, 1935 yılında da Türkiye Cumhuriyeti 1 Mayıs'ı bayram kabul etmişken! Eh, dünyada 1 Mayıs'ı bayram kabul etmiş ilk üç ülkeden biri iken 70 yıl önce, şimdi devrimcilik adına niye bu kadar geriye düşelim ki?

Haftaya 1 Mayıs tarihi üzerine yazacağımız yazı ile "devrimci" 1 Mayıs meselesine daha da açıklık kazandıracağımızı umuyorum. Şimdi yapılacak olan, Taksim'e çıkışı örgütlemek kadar 1 Mayıs'ın tatil olarak talebini de gündeme getirmektir. Zira, bu tatil talebi sermayenin daha fazla çalıştırma isteğine karşı, asmbolik bir gün üzerinden daha anlamlı bir karşı koyuş olacaktır, ki 1 Mayıs'ın çıkış ruhuna da çok denk düşmektedir.

(Kızıl Bayrak, Sayı:12, 30 Mart 2007)

http://www.kizilbayrak.net/ sitesinden alınmıştır.

 

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %