Bijî Berxwedana Rojava!
Başarı ve Kendi Kaderini Özgürce Belirlemek için
27 Şubat Belgesi Çöpe Atılmalıdır!
Bugün Rojava Kürdistan halkı soykırım ve göçertilme yakıcı tehlikesi altında var olma, ayakta kalma mücadelesini veriyor. Kobanê, bütün bunları şimdiden yaşıyor…
Açık ki bu tehlike, sadece Rojava ile sınırlı değildir. Bir sonraki adım, Güney Kürdistandır. Bilinmelidir ki bu topyekûn saldırı, Kuzey Kürdistan’da yürütülen 27 Şubat 2025 Belgesinde somut ifadesini bulan “süreçten” bağımsız değildir, onun bir gereği ve uygulamasıdır.
Dayatılan ve sürdürülen çok yönlü ve kapsamlı tasfiye ve imha sürecidir! Baş aktör ise hiç kuşkusuz, bize “işte sizin devletiniz” denilen TC’den başkası değildir!
Çok açıkça ortaya çıktığı gibi halkımızın direnmekten başka bir çaresi yoktur! Bu, bir tercih değil, kaçınılmaz bir zorunluluktur!
Direnmek ve bu direnişten başarılı çıkmak da yaşamsal bir zorunluluk!
Herhangi bir yenilginin sonuçları ise Afrin’e, Serikani’ye ve en son Halep’te olup bitene bakılarak rahatlıkla anlaşılabilir!
Halkımız, bir yandan hem yalnız hem de yalnız değil! Bu yalnızlık, bir bakıma ölümcül bir kuşatma ve “sağır” edici sessizliktir!
Ama aynı zamanda yalnız değiliz:
Dört parça Kürdistan sömürge sınırları yerle bir edildi. Dört parçadan halkımız, Rojava Kürdistan’a aktı, onun etrafında yarına akacak bir savunma barikatı kurmaya başladı. Bu, akış ve birleşik ulusal coşku devam ediyor…
Kuşkusuz bunlar, gerekli ve olması gerekenler, ancak bunlar ve direnmek, tek başına yetmez!
Gerekli olan nedir peki?
Halkımızın artık kendi özgür iradesine sahip çıkması, kaderine ve geleceğine el koyması, kaderi ve geleceği hakkında söz ve karar sahibi olması, en ölümcül savaş koşullarında bile bunun mekanizmalarını yaratıp işletmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
En azından son çeyrek asırda yaşadığı felaketlerin temel ve belirleyici nedeni, iradesini, kaderi ve geleceği hakkındaki söz ve karar hakkını tek bir kişinin iradesi ve kararına terk etmesi ve kendisine dayatılan, ama kendisine ait olmayan karar ve siyasetlere de edilgen bir biçimde boyun eğmesidir!
Ne yazık ki en temel sorunumuz budur, ağızlarından “demokrasi” ve “özgürlük” kelimelerini düşürmemelerine rağmen temel sorunumuz budur; daha öncesi bir yana, çeyrek asırlık tarihin her sayfası bunun kahredici kanıtlarıyla doludur!
Artık bu temel gerçekliği görmek gerekir.
Bunun için bugün acil olarak yapılması gereken, ilk planda 27 Şubat belgesini çöpe atmak, onun öngördüğü “devletle ve toplumla bütünleşme” programı ve onun politik sürecini tereddütsüz reddetmektir!
Bu, kesin ve kararlı tutum, hem kendi kaderine ve geleceğine özgür iradeyle karar verme anlamına gelir hem de bugünü ve geleceği kendi ayakları üzerinde yeniden kurma kapısını aralayan devrimci bir adım olur!
Vurgulamak gerekir ki, direnerek başarmanın en temel koşulu budur.
Sonuna kadar direnmek, elbette çok önemli ve değerlidir, ancak, eğer halkımız, kendi özgür iradesini ve kararını ortaya koymazsa, bu direniş bize ait olmayan başka merkezlerde verilen kararların kurbanı olmaya mahkumdur!
Tekrarlamakta yarar var:
Bir halk ve ulus olarak öncelikle ayakta kalmak, kendi vatan topraklarımız üzerinde özgürce ve onurluca yaşamak için, öncelikle kendi omuzlarımız üzerinde kendi başımızı taşımak zorundayız!
Döne döne tekrarlamak gerekir ki bizim temel sorunumuz budur!
Bu temel sorun çözülmeden çok acı ki, çok daha büyük, yakıcı ve ölümcül trajediler bizi beklemektedir!
Öncelikle 27 Şubat Belgesini çöpe atalım!
Direnişlerimize sahip çıkmanın, kaderimiz ve geleceğimizi güvenceye almanın öncelikli adımı buradan geçer!
Bijî Berxwedana Rojava Kurdistan!
26 Ocak 2026
M. Can Yüce
Benim Gözüm ve Yüreğimle
HEVES ANA
Annem Heves Yüce, 89 yaşında bu dünyaya veda etti, ardında çok güzel ve acılı anılar, değerler bırakarak…
Zindanlarda yattığım 20 yıl 97 gün boyunca hep benim yanımda oldu; hep bir direnişçi oldu, zulme, işkence ve bizi inkâr ve imha etmeye çalışan bu düzene kafa tuttu, onun dayatmalarına boyun eğmedi.
Bu nedenle direnişçi, hep dik duran ve boyun eğmeyen bir kimlik kazandı.
Direnişçiliği sadece zulme, işkence ve onun arkasındaki aygıta karşı değildi; aynı zamanda, her türlü yaşamsal ve toplumsal kuşatılmışlığa karşı da dik durdu; ayakta kalmanın mücadele etmekten ve direnmekten geçtiğini çok iyi biliyordu, hayat, bunu katı bir biçimde göstermişti. Bu nedenle çocuklarıyla birlikte her türlü zorluğa karşı mücadele etti; başını dik tuttu, her türlü sert rüzgâra karşı eğilmedi, bükülmedi…
Anısına!
Her bir an, Heves Ana'nın hayatından bir parıltıdır.
Onun sevgisi ve mücadele ruhu, bizlerie asla unutamayacağımız birer miras bıraktı. Bu bölümde, birlikte geçirdiğimiz küçük anlar paylaşıyorum. Anılarımız, sadece geçmişe uzanan bir yolculuk değil; aynı zamanda gelecek için ilham kaynağı. Doğduğum günden bu yana bana kattığı değerler ve öğretiler, hayatımın her alanında etkisini hissettiriyor.
HEVES ANA kitabından kısa kısa parçalar:
“Annemle ile aramda derin, kopmaz ve sayısız bağ var. Bunlar, ruhumun her katmanını etkiliyor, hala devam ediyor. Unutulmaz, etkileri sürekli olaylar, ilişkiler ve davranışlar söz konusudur! Annem hala rüyalarıma “konuk” olur, hem de çok belirgin çizgileriyle…
Bu bağın derinliği çok öncelere dayanır, çünkü annem, yaşamımın en kritik anlarında hep benimleydi. 1984 Ocak Direnişinde ben ölüm orucundaydım. Annem her gün erken saatlerde zindanın önüne gelir ve direnişe tanıklık eder, kendisi de direnişin bir parçası olurdu. Direnişimizin 20’li günlerinde zindanın önüne geldiğinde, benim öldüğüm ve cenazenin Diyarbakır Askeri Hastanesinde olduğu söylenir. Bu haber bir anne için son derece korkunç ve dehşet vericidir.”
“Derin bir nefes aldı, her tarafını kuşatan acı ve ağrılara rağmen yanıtlamaya çalıştı, geçmişin derinliklerine daldı, gözleri hala kapalıydı:
“Bu, bir direniş hikâyesi aslında; onurlu, başı dik, haksızlıklara karşı duran bir yaşam; mücadele eden, onurlu ve ahlaklı çocuklar bıraktım; kendimle de çocuklarımla da gurur duydum, onlara her zaman kol kanat germeye çalıştım. Şimdi gözlerimi kapatıyorum, tam bir iç huzuruyla gidiyorum; hoşça kalın, beni unutmayın!”
Ve çok geçmeden kapalı olan gözlerini bir daha açamadı, derin koma haline girdi. Doktorları çağırdılar. “Hastamız komada, bilinci kapalı” dediler. Ve yarım saat sonra “kaybettik”, “başınız sağ olsun” dediler ve çekip gittiler…
O anda her taraf karardı, her tarafa zifiri bir gece, cehennemi bir karanlık çöktü; o zindani karanlıkta doğudan batıya kayan parlak bir “yıldız” gördüm…
Hoşça kal sevgili anneciğim, yüreğinden yüreğinden öpüyorum.
HEVES ANA Bir Direniş Hikayesidir!
“20 yıl 97 günlük zindan yaşamımın her anında, her eyleminde, her direnişinde, acı ve işkence dolu günlerin her birinde Heves annem vardı. Hemen hemen her anımda benimle oldu, hem düşünsel, duygusal ve ruhsal olarak hem de çoğu zaman fiziksel olarak… Dolayısıyla bu 20 yıl 97 günlük yaşamın ayrılmaz, kopmaz bir parçası oldu. Öyle ki bu 20 yıl 97 günün kendisi kavranmadan, gerçek anlamda ve çok boyutlu direnişçi bir kişilik olan Heves Ana, Heves YÜCE, onun acılı, mücadeleci, dik duruşlu yaşamı, yaşam çizgisi de kavranamaz!
Gelecekten Umut
Heves Anann’ın azmi ve mücadele ruhu, bize geleceğin daha aydınlık olabileceğini gösterdi. Günlük hayatta karşılaştığımız zorluklar, onun kararlılığıyla aşabileceğimiz engellerdir. Bu bölümde, umut dolu fikirlerle geleceğimizi nasıl inşa edebileceğimiz hakkında düşüncelerimi paylaşıyorum. Her zorluğun, yeni bir başlangıç olduğunu unutmayalım.
Geleceğe Umutla Bak
Yıldızlar kadar uzak görünse de, hedeflerimize ulaşmak için attığımız her adım, geleceği şekillendirmekte. Umut, hayatta en güçlü motivasyon kaynağıdır; ona inanmak, her şeyin başlangıcıdır. Bu yüzden birlikte hayal edelim ve kararlı bir şekilde ilerlemeye devam edelim.
